Bir heybet var burgazın kalbinde
Acaba Burgaz mı sokullunun kalbinde?
Yalnız sanki şu sıralar
Cenaze kalkmadan uğrasa ya ayaklar!
Eski ve güzel bir cami
Mimarisi etkileyicidir
Külliye 1569 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Külliye cami, medrese, türbe, çarşı, hamam, imaret, sıbyan mektebi, ve kervansaray'dan oluşmaktadır.
Tarih allah yapanlardan ve yaptiranlardan razı olsun
Çoğu kısımları yıkıldığı için günümüze küçük bir kısmı kalan cami ve külliyesi. Bahçesinde çadır kuranı bile gördüm.
Lüleburgaz’da bulunan Tavil Mehmet Paşa ( Sokollu ) Külliyesi günümüze ne yazık ki çok büyük yapı kayıplarıyla ulaşmıştır.
Yapıldığı dönemde cami, medrese, imaret, sıbyan mektebi, arasta, çifte hamam, kervansaray, tabhane gibi ana yapı topluluklarından oluşan yaklaşık 40.000 m2’lik bir alanı kapladığı düşünülmektedir. Külliyeyi bütünleyen diğer unsurlar ise kaldırımlar, su deposu, su yolları, Zindan Baba türbesi, hünkar sarayı ve taş köprüdür. Bu yapıların bazıları külliye yapılırken, bazıları ise farklı tarihlerde yapılmış külliye dokusunu bütünleyen unsurlar olarak karşımıza çıkar.
Osmanlı’dan günümüze değin pek çok seyyahın anlatımında karşımıza çıkan Sokollu Mehmet Paşa külliyesi hakkındaki en zengin, çevre ve mimari doku bütünlüğünü, dönemin sosyal hayatına katkılarını dile getiren anlatım Evliya Çelebi’ye aittir.
İşgal yıllarının elim günlerini derinden yaşayan Lüleburgaz’da külliyeye en büyük zarar ne yazık ki 1935 yılında, üstelik de dönemin yerel yönetimi eliyle verilmiştir. Dönemin belediye başkanı olan Kemal KENDİ, külliyenin kervansarayını temellerine dinamit koyarak tümden yıktırmıştır. Yıkılan bu alan külliyeye ait yapı bütünlüğünün 1/3’lük bir alanına tekabül etmektedir. Çifte hamamın yıkımına gelindiğinde ise bir tesadüf yaşanmış; olayın Atatürk’ün kulağına kadar gitmesine vesile olmuştur.
Çifte hamamın yıkımına başlandığı günlerde tesadüfen Lüleburgaz’dan geçmekte olan Yüksek Mimar Sedat ÇETİNTAŞ, konuyu Cumhuriyet Gazetesi’ne “Kör Kazma” isimli bir makale ile taşımıştır. Gazetedeki haberi takip eden Atatürk Lüleburgaz’a çekilen bir telgrafla yıkımın “derhal” durdurulmasını, o eserin yaratıcıları olan Sokollu ile Mimar Sinan’ın hatırasının heykelleri dikilse bile az geleceğini emretmiştir. Bırakın bu emri telakki etmeyi, günümüzde dahi bu yıkım emrini veren Kemal KENDİ’nin ismi ilçenin büyük bir caddedesinde salınırken, Lüleburgaz’ın ufkunu çizen külliyenin banisi SOKOLLU’nun adının küçük bir arka sokağa verilmesi ironik olduğu kadar, “soyadı sanat” olan Lüleburgaz için talihsizliktir.
Osmanlı'nın büyüklüğünü gösteren eserlerden biri.
Cami, güneyde Sıbyan Mektebi, kuzeyde çarşı ve medresenin ortasına denk gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Cami üç girişe sahiptir. Ana giriş, camiin kuzeyinde bulunan Merkezi Kubbenin altından olan giriştir. Diğer iki giriş ise, avlunun iki yanında son cemaat yerinin yakınında karşılıklı iki kapı ve uzun bir koridordan olmaktadır. Bu koridorlardan camiin avlusuna girilir. Koridorların bitiminde yayvan kemerli dik kapı, bunları üstünde kubbeli iki oda vardır. Bu odaların üzerleri, kasnaksız, sivri olarak biten kubbelerle örtülüdür. Avlu medrese ile ortaktır. Avlu revakları son cemaat yerine birleştirilmemiştir.
Çocukluğumu hatırlatır bu cami. PVC kaplamalar ile doğallığını bozdular ama yine de çok güzel. Sadece bir camii olarak değil külliye olarak düşünmek gerek. Etrafındaki kubbeler, türbe ve köprüsü ile bir bütündür.
Tarihi bir caminin dokusu pvc kapı ve camlarla bozulmuş.
Doğallığını yitirmemiş ender güzelliklerden